<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891</id><updated>2011-04-21T14:10:38.242-07:00</updated><category term='Deniz Seki Biyografisi'/><category term='Hz. Muhammed’in Hayatı ve Biyografisi'/><category term='Zerrin Özerin Biyografisi'/><category term='cem karaca'/><title type='text'>Biyografiler, Özgeçmişleri</title><subtitle type='html'>Biyografiler, özgecmişler, Haklarında merak ettikleriniz

&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.ozgecmisi.com/"&gt;
&lt;img border="0" src="http://www.ozgecmisi.com/logo.png"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>7</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-8381151206427661166</id><published>2008-11-28T02:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-28T02:07:32.506-08:00</updated><title type='text'>Nasreddin Hoca</title><content type='html'>Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FIKRALARININ ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAKAÇAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-8381151206427661166?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/8381151206427661166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=8381151206427661166' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/8381151206427661166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/8381151206427661166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/nasreddin-hoca.html' title='Nasreddin Hoca'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-6603956160111763431</id><published>2008-11-27T05:41:00.000-08:00</published><updated>2008-11-27T05:43:21.936-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz. Muhammed’in Hayatı ve Biyografisi'/><title type='text'>Hz. Muhammed’in Hayatı ve Biyografisi</title><content type='html'>Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.), 571 yılında Mekke’de doğdu. Mekke’nin ve Arabistan’ın en nüfuslu kabilesi olan Kureyş’in, Benihaşim (Haşimoğulları) boyundandır. Babası Kureyş kabilesinin lideri ve Mekke yöneticisi olan Abdülmuttalip’in oğlu Abdullah, annesi ise yine aynı kabilenin Zühre boyundan Vehb bin Abd Menaf’ın kızı Amine idi. Süt annesinin ismi ise Halime’dir.Babasını doğmadan, annesini ise altı yaşında kaybeden Hz. Muhammed (S.A.V), dedesi Abdülmuttalip’ın himayesine girdi. Hz.Muhammed (S.A.V), sekiz yaşında iken Abdülmuttalip de ölünce, amcası Ebu Talib’in yanına alındı. 10-12 yaşlarında çobanlık yapmak zorunda kaldı. Bu ağır koşullara rağmen Hz. Muhammed (S.A.V) mazbut bir hayat sürmekte, dürüstlüğü ve doğruluğu ile tanınmaktaydı. Bu yüzden henüz gençliğinde herkesin takdir ve saygısını kazanmış, “Muhammed el-Emin” diye anılmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (S.A.V) gençliğinde, ticaretle uğraşan amcası ile Suriye’ye gitti. Daha sonra Hz. Hatice bint Huveylit adında zengin bir dul kadının, ticari işlerini yürütmesi için yaptığı teklifi kabul etti. Hz. Muhammed (S.A.V) 595 yılında Hz. Hatice ile evlendiğinde 25, Hz. Hatice ise bu sırada 40 yaşındaydı. Hz. Muhammed (S.A.V) bu evlilikten sonra da bir süre ticaretle uğraştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 yaşına yaklaşırken, hayatında dönüşüm belirtileri baş gösterdi. Bu sırada, topluluktan uzaklaşmak ve vaktinin çoğunu düşünceye dalmak eğilimi kendisine hakim olmaya başlamıştı. Bu amaçla, Mekke yakınlarında bulunan Hira dağındaki mağaraya gider, uzun süre orada kalır, vaktini düşünmekle geçirirdi. Kendisini en çok düşündüren toplumun içinde bulunduğu maddi ve manevi çöküntüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (S.A.V) 40 yaşında iken, Hira dağında kendisine ilk vahiy geldi. Bu vahiy, Allah tarafından Cebrail adlı melek aracılığı ile gönderilmişti ve “İkra” diye başlayan surenin ilk ayetleriydi. Bunun üzerine büyük bir heyecan içinde titremeye başlayan Hz. Muhammed (S.A.V) evine döndü ve eşi Hz. Hatice’den kendisini örtmesini istedi. Sükunet bulduktan sonra yaşadığı bu olayı eşine anlattı ve vahyedilen ayetleri okudu. Hz. Hatice hemen peygamberliğine inandı ve ilk Müslüman oldu. Daha sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve azat ettiği kölesi Zeyd’e peygamberliğini açıkladı. Hepsi inanıp Müslüman oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (S.A.V), güvendiği kimselere, peygamber olduğunu gizliden gizliye anlatıyordu. Üç yıl süren bu gizlilik içinde hiç vahiy gelmedi. Yine Hira’da iken Hz. Muhammed (S.A.V)’e ikinci vahiy geldi. Hz. Muhammed (S.A.V), Allah’tan gelen emirle, işi gizlilikten çıkararak peygamber olduğunu açıkça ilan etti ve Mekke halkından peygamberliğine inanmalarını istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kureyş kabilesinin şefleri Hz. Muhammed (S.A.V)’in bu davranışlarını önceden ciddiye almadılar. Fakat İslâmiyet, özellikle yoksul halk ve köleler arasında gittikçe yayılıyor ve güçleniyordu. Bunun üzerine endişeye düşen Kureyş liderleri, Hz. Muhammed (S.A.V)’e ve ona inananlara baskı yapmaya başladılar. Ayrıca İslâmiyet, onların putlarına karşı çıktığı için hem siyasi nüfuslarını kaybetmek, hem de Kabe’deki putlar sayesinde elde ettikleri maddi çıkardan yoksun kalmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Hz. Muhammed (S.A.V) ise kendisine ve arkadaşlarına yapılan tüm baskılara rağmen İslâmiyet’i yaymaya devam ediyordu. Baskılara ve işkencelere dayanamayan Müslümanların bir kısmı, Hz. Muhammed (S.A.V)’in izni ile Habeşistan’a göç etmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke dönemindeki belli başlı olaylardan biri de Miraç’tı. Hz. Muhammed (S.A.V) bir gece Mekke’den, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan da meleklerin eşliğinde göklere ve Allah’ın huzuruna çıktığını açıkladı. Bu olay Kureyş liderlerinin Hz. Muhammed (S.A.V)’e çok sert davranmalarına ve yalancılıkla suçlamalarına yol açtı. İslamiyet’in Mekke’de yayılmasının imkânsız denecek kadar güç olduğunu gören Hz. Muhammed (S.A.V), İslâmiyet’i daha rahat yayabileceği bir yere gitme kararı aldı. Bu amaçla Taif’e gittiğinde Taifliler, Kureyşlilerin etkisi ile Hz. Muhammed (S.A.V)’e hakaret ettiler ve kendisini çocuklarına taşlattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (S.A.V); Medine’den, Hac amacı ile Mekke’ye gelen bazı kabile liderleri ile gizlice konuşup anlaştıktan sonra Mekke’den Medine’ye Hicret edilmesine karar verdi. Müslümanların hepsinin Mekke’den çıktığını öğrenen Kureyş liderleri, Hz. Muhammed (S.A.V)’in de Medine’ye giderek İslâmiyet’in yayılmasını ve güçlenmesini önlemek için onu öldürmeye karar verdiler. Her boydan bir kişi seçilecek ve bunlar hep birlikte gidip Hz. Muhammed (S.A.V)’i öldüreceklerdi. Ancak Hz. Muhammed (S.A.V) daha önce bu olayı öğrenmiş ve Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine’ye doğru yola çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (S.A.V) ve Hz. Ebu Bekir, Mekke yakınlarında Sevr mağarasında üç gün saklandıktan sonra, 20 Eylül 622 günü Medine yakınlarındaki Kuba mevkiine vardılar. Burada Medineliler tarafından karşılanan Hz.Muhammed (S.A.V), bizzat kendisinin de inşaatında çalıştığı yeryüzünün ilk camiini Kuba’da yaptırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 günlük misafirlikten sonra Medine’ye doğru yola çıkan Hz. Muhammed (S.A.V), Kuba ile Medine arasındaki Benî Salim semtinde ilk Cuma namazını kıldı ve Medinelilerin sevgi gösterileri arasında şehre girdikten sonra, Hz. Ebu Eyyubi Ensari’ya misafir oldu. Medine’de hem İslâmiyet’in ilkelerini halka öğretiyor, hem de tüm siyasi, askeri ve idari işleri orada arkadaşları ile görüşüp kararlaştırıyordu. Artık hem peygamber, hem de devlet başkanıydı. İslamiyet’e davet ettiği kabilelere elçiler gönderiyor, İslamiyet’i kabul eden yerlere valiler ve kadılar tayin ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (S.A.V), askeri düzenlemeler yaparak İslamiyet’i korumaya kararlıydı. Mekkeliler ise hicretin ikinci yılında düşmanca tavırlarına devam ediyorlardı. Mekke ve Medine arasında bulunan Bedir’de yapılan savaşı (624) Müslümanlar kazandı. Mekkeliler bu savaştan sonra yeni kuvvetlerle Uhut dağı eteklerinde yeniden İslâm ordusuna saldırdı. (625) Müslümanların lehine devam eden savaşta artçı kuvvetlerin yerlerinden ayrılarak savaşa katılmaları savaşı Mekkelilerin lehine çevirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu savaşta Hz. Muhammed (S.A.V)’in amcası Hz. Hamza ve birçok Müslüman şehit düştü ve Hz. Muhammed (S.A.V) yaralandı. Mekkeliler bu zaferden sonra 627 yılında Hayber Yahudilerini de yanlarına alarak, Medine üzerine yürüdüler. Hz. Muhammed (S.A.V) Mekkelilerin saldırılarından korunmak için Medine kentinin etrafına hendekler kazarak savunmaya geçti. 20 gün süren ablukadan bir sonuç alamayan düşmanlar dağılıp gittiler. Hendek savaşından sonra Müslümanlığın ortadan kaldırılamayacağı kanısı yaygınlaştı. Pek çok kabile İslâmiyet’i kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekkelilerle 628 yılında Hubeydiye anlaşması yapıldı. Hz. Muhammed (S.A.V)’in o yıl hac yapmaktan vazgeçmesini ancak ertesi yıl serbestçe gelip hac yapabileceğini öngören bu antlaşma ile Mekkeliler ilk defa Hz. Muhammed’in gücünü kabul ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi yıl Yahudilerin elinde bulunan Hayber kalesi ve çevresi alındı. Hz. Muhammed (S.A.V) 630 yılında 10.000 kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü, direnmenin sonuç vermeyeceğini düşünen Mekkeliler şehri teslim ettiler. Mekke halkının büyük çoğunluğu İslâmiyet’i kabul etti. Bizanslılarla da çarpışan Müslümanlar, Hint okyanusundan Suriye sınırlarına, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne kadar uzanan geniş bir alana yayılmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;632 yılında 100.000 kişilik bir kafileyle hacca giden Hz. Muhammed (S.A.V) ünlü veda hutbesini okudu. Bu hutbe İslâm dinin birçok önemli ilkesinin anlatıldığı bir konuşma idi. İnsanlar arasındaki eşitlik, kadın haklarına saygı gösterilmesi, tefeciliğin ve kan davalarının yasaklanması gibi birçok sosyal konuyu kapsıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veda haccından sonra Medine’ye dönen Hz. Muhammed (S.A.V) aniden rahatsızlandı. 8 Haziran 632 tarihinde, eşi Ayşe’nin kucağında vefat etti. Hz. Ayşe’nin odasına defnedildi ve burası daha sonra türbe haline getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimizin dört kızı üç tane de oğlu dünyaya gelmiştir. Bunların isimleri: Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma, Kasım, Abdullah (Tayyip), İbrahim (r.a) hazretleridir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed’in erkek çocuklarının üçü de evlenme çağına gelmeden ölmüşler, dört kız çocuğundan yalnız Hz. Ali ile evlenen Hz. Fatma çocuk sahibi olmuştur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimizin torunlarının isimleri: Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimizin Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimizin mübarek hanımlarının isimleri: Hz. Hatice, Hz. Sevde binti Zem’a, Hz. Aişe, Hz. Hafsa, Hz. Zeynep, Hz. Huzeyme, Hz. Ümmü Seleme, Hz. Zeynep binti Cahş, Hz. Cuveyriye, Hz. Ümmü Habibe, Hz. Safiyye, Hz. Meymune, Hz. Mariye (r.a.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam’ı yaymak ve İslami hükümlerin kadınlara öğretilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VEDA HUTBESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillahirrahmanirrahim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey İnsanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashabım! Muhakkak rabbinize kavuşacaksınız. O’da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib’in torunu İyas bin Rebia’nın kan davasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanızı ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber’in (a.s.m.) sünnetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün müslümanlar kardeştirler. Bir müslümana kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azası kesik siyahi bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar Lailahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahabe-i Kiram hep birden şöyle dediler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehadet ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şahid ol, ya Rab! Şahid ol, ya Rab! Şahid ol, ya Rab!”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-6603956160111763431?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/6603956160111763431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=6603956160111763431' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/6603956160111763431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/6603956160111763431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/hz-muhammedin-hayat-ve-biyografisi.html' title='Hz. Muhammed’in Hayatı ve Biyografisi'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-6701242733266362586</id><published>2008-11-26T03:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-26T03:07:39.537-08:00</updated><title type='text'>Konfüçyüsün Biyografisi</title><content type='html'>Konfüçyüsün Biyografisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konfüçyüs (M.Ö. 551 Shandong -M.Ö. 479 Shandong), asıl adı Kongfuzi olan ünlü bir Çinli filozoftur. Zannedilenin aksine bir din adamı değildir ve dinle ilgili çok fazla konuşmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konfüçyüs’ün düşünceleri yüzyıllar boyunca Doğu Asya’yı derinden etkilemiştir. Çin’de, Savaşan Beylikler Dönemi ya da İlkbahar ve Sonbahar dönemi denen, derebeylerinin (Savaş efendileri) birbirleriyle savaştıkları bir dönemde yaşamıştır. Dünyaya tekrar bir düzen verebileceğine inanıyordu ancak bunu başaramadı. Kendisine bu imkânı sağlamalarını istemek ve kendi fikirlerini kabul ettirmek için Çin hükümdarlarını dolaşmaya başladı. Sonunda, öğretilerini geliştirdi ve bunları para karşılığı öğretmeye başladı. İsminin sonundaki ‘Tzu’, ‘usta öğretmen’ veya ‘üstat’ anlamına gelir. Kendisine olan sonsuz güveni, öğretilerindeki mistik tutumu, gelişmiş hitap yeteneği sayesinde tarihteki en bilinen öğretmenlerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretileri yönetim ile alakalı olmakla birlikte, halk için de ciddi bir manevi sorumluluk öngörmektedir. Temelde felsefesi: ahlak, sosyal ilişkiler, politika ve adalet olarak dört ana ayağa oturur. “Oğuldan istenen babaya, memurdan istenen hükümdara, kardeşten istenen ağabeye, arkadaştan istenen de kendisine verilmelidir” diyerek, felsefesinin neredeyse tüm boyutlarını yansıtmıştır. Ciddi bir hiyerarşi ve görev dağılımı söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu felsefe zamanla Han hanedanının benimsediği Taoizm ve benzeri felsefeler arasından sıyrılarak, geniş Asya topraklarındaki hâkim felsefe, hatta din oldu. Bu akıma Konfüçyüsçülük dendi. 20. yüzyıl başına kadar Çin devletlerinde resmî din olarak kabul edildi.&lt;br /&gt;Konfüçyüs, E.T.C. Werner’in Myths &amp; Legends of China (1922) adlı kitapbında resimledirilmiş şekli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm düşünceleri, kendisi öldükten sonra Analekt - Konfüçyüs’tan Seçmeler denen derlemelerde toplandı. Bu derlemelerde, kendisi ve öğrencileri arasında geçen konuşmalara yer verildi. Burada yazanların çoğunun gerçekten Konfüçyüs’a ait olmadığı ama zamanla onun düşünceleri gibi kabul edildiği bilinir. ‘Büyük Bilgi’ ve ‘Ortayol Doktrini’ bu derlemelerde tüm insanlığa açıkça bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bir insanın, bilgiyi edinip kendi kendine bunu uygulaması gerçekten bir zevk değil midir? Peki ruh akrabalarının uzaklardan gelerek bir adama kavuşmasında da lezzet yok mudur? İnsanların kendisine sevgi göstermediği zamanlarda hiç sitem etmeyen adam değil midir gerçek filozof?”&lt;br /&gt;●Filozof Yu dedi ki: “Hayırlı bir evlat olup büyüklerine hürmet ettiği halde, kendisinden üstün olanlara karşı terbiyesizlik etmeye niyetli kişilere nadiren rastlanır. Kargaşa yaratmaya hevesli birininin kendinden üstün olanlara terbiyesizlik etmeye niyetsiz olması mümkün değildir. Gerçek filozof kendini temellere adar; zira bunlar bir kez ortaya çıkınca doğru istikamet de belirecektir. Peki bencil olmayan bir hayatın ilk belirtisi de hayırlı birer evlat olup büyüklere hürmet etmek değil midir?”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Ustaca yapılan bir hitap ve kendini şirin gösterme çabasının erdemle birlikte bulunduğu nadiren görülür.”&lt;br /&gt;●Filozof Tseng dedi ki: “Kendimi her gün üç bakımdan inceliyorum: Diğer insanlar için yaptığım planlarda acaba bir vicdansızlık, bilinçsizlik de yaptım mı? Arkadaşlarıma karşı samimiyetsiz miydim? Son olarak da, bana öğretilenleri uygulamayı başarabildim mi?”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bin sayısınca savaş arabası olan bir devleti idare etmek için, iş hayatında dinî bir hassasiyet ve güzel bir iman, harcamalarda tutumluluk ve halk sevgisi, ayrıca halkın doğru mevsimde kamu işlerinde istihdam edilmesi gerekir.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bir genç, ailesiyle birlikte yaşarken hayırlı bir evlat olsun, gurbetteyken büyüklere hürmet etsin; basiretli ve dürüst olsun, herkese karşı açık bir sevgi sunarken kendisi iyilerle birlik olsun. Böyle davrandıktan sonra kendinde hâlâ biraz güç bulabilirse, bu gücü de incelikli çalışmalara sarf etsin.”&lt;br /&gt;●Tzu Hsia dedi ki: “Zihnini kadınsı bir cazibeden güzel ahlâka aktaran, ana-babasına hizmet ederken elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olan, hükümdarına hizmeti sırasında canını vermeye hazırlanan ve arkadaşlarıyla birlikteyken dürüstçe konuşan kişi —işte bu; gerçi başkaları ona cahil diyecektir, ama ben ona şüphesiz bilge demeliyim.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Vakarı olmayan bir talebe saygınlık kazanamayacaktır; bu da onun öğrendiklerinin sebat bulmamasına sebep olur. Talebenin en önemli ilkeleri vicdan ve samimiyet olmalıdır. Kendisine denk olmayanlarla arkadaş olmasın. Hata edince hatasını telafi etmede tereddüt göstermesin.”&lt;br /&gt;●Filozof Tseng dedi ki: “Ana baba öldükten sonra endişeye kapılmak ve bununla uzun süre meşgul olmak insanların ahlâkında bereketli bir tamirata yol açacaktır.”&lt;br /&gt;●Tzu Çin, Tzu Kung’un şöyle dediğini bildirdi: “Üstad bir ülkeye vardığı zaman bu ülkenin nasıl idare edildiğini duyardı. Bu bilgiyi edinmek için sorar mıydı, yoksa başkaları mı bunu ona ulaştırırdı?” Tzu Kung dedi ki: “Üstad hürmetkar, dürüst, nazik, şefkatli ve yumuşak kalpli olduğu için bu bilgiyi elde eder. Üstad’ın soru sorma şekli —nasıl da farklı diğer insanlarınkinden?”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bir adamın babası sağsa, eğilimlerine dikkat edin; babası ölünce işleri nasıl yürüttüğüne bakın. Eğer üç yıl süresince babasının yolundan hiç ayrılmazsa, bu adama hayırlı evlat diyebiliriz.”&lt;br /&gt;●Filozof Yu dedi ki: “Edep ve terbiyenin gösterilmesi sırasında değerli olan doğallıktır. Eski hükümdarların düzenlemelerinde hayranlık veren esas özellik budur, hem küçük hem de büyük işler buradan çıkar. Fakat müsaade edilmeyecek bir doğallık da vardır ki; bu, doğal olmayı bilmek ve fakat edep ve terbiyenin sınırlarını ihlal etmemektir.”&lt;br /&gt;●Filozof Yu dedi ki: “Doğru olana uygun bir söz verdiğiniz zaman, sözünüzü tutabilirsiniz. Lezzeti ayarında bir saygı gösterirseniz, utanç ve rezaleti kendinizden uzaklaştırmış olursunuz. Sırlarınızı verdiğiniz kişi eğer arkadaşlarını bırakmıyorsa, ona güvenebilirsiniz.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Beslenmesinde iştahının tatmin edilmesini beklemeyen, barınmasında rahat aramayan, işini şevkle yapan, temkinli konuşan, yüksek ilkeleri olanlarla birlikte bulunan, böylece kendisini doğrultan bir talebe —işte böyle birinin öğrenmeyi gerçekten sevdiğini söylemek mümkün.”&lt;br /&gt;“Ne dersiniz” diye sordu Tzu Kung, “fukara olsa da gururlu ya da servetine rağmen gurursuz adama?” “Olabilir,” diye cevapladı Üstad, “fakat yine de fukara olsa da mutlu ya da servetine rağmen yüceliği seven adamla bir değil ya.” Tzu Kung meseleyi belirgin kılmak istedi: “Şiire göre bu, önce kesip sonra törpülemek gibi ya da yonttuktan sonra ezip ufalamak gibidir. Bunu demek istiyordunuz, sahiden öyle midir?” “Evet Tzu,” dedi Ustad, “evet bundan sonra gerçekten ona Şıir’den (Şih çing adın-da 300 şiirlik divanı kastediyor; rivayete göre bu divanı derleyen de Konfüçyüs’ün kendisi.) bahsedebilirim; çünkü ona bir misal verdim, o da çıkardı hikmetini.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: ‘İnsanlar beni tanımıyorlar diye üzülmeyeceğim; insanları tanımıyorum diye üzüleceğim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Zihnini gerçekten erdemliliğe yönel¬ten bir insandan kötülük beklenmez.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Herkes ister zengin olmayı, rütbe ve makam kazanmayı; ama bunlar doğru yoldan kazanılmadiği sürece, elden de çabuk çıkar. Kimse istemez yoksul düşüp aşağılanmayı; ama dürüst davranılmadığı sürece bunlardan kurtuluş da mümkün değildir. Eğer şeref sahibi bir kişi erdemden uzaklaşırsa, adından dolayı yapmakla yükümlü olduğu şeyleri nasıl yerine getirecektir? Şeref sahibi bir kişi olsa erdemi gözden çıkarmaz, bir öğünlük zaman için bile yapamaz bunu. Telaşlı zamanlarda da, tehlike mevsimlerinde de yine ona sarılır.&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Ne erdemliliği seven birini ne de erdemsizliğe düşman duran birini görmüş değilim. Erdemliliği seven kişi, hiçbir şeyi onun üzerine koymaz; erdemsizliğe düşman duran kişiyse o kadar erdemli olur ki erdemsizlik ona yaklaşamaz bile. Bir gün için olsun bütün gücünü erdemli olmaya sarfeden biri var mı? Buna güç yetirecek birini henüz görmüş değilim. Belki vardır böyle biri, ama henüz bana rastlamadı.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bir insanın hataları, onun kafa yapısına uygundur. Şöyle bir hatalarını gözle! Hangi erdemlere sahip olduğunu anlarsın.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bir kimse sırlara talip olduğu halde giydiği paçavralardan, yediği fukara yemeğinden dolayı utanıyorsa, henüz kendisiyle konuşmaya değer biri olmamış demektir.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Akıl sahibi insan, dünya karşısındaki tavırlarında ne bir şeye karşı düşkünlük gösterir ne de peşin hükümleri vardır onun. Doğru olan neyse, o hep onun yanındadır.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Şeref sahibi insan kendi karakteri üzerine kafa yorarken, ondan aşağı olanlar mevkilerin’, düşünürler. Şeref sahibi insan adaleti arzularken, ondan aşağı olanların istediği menfaatleridir.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Daima kendi çıkarını düşünen kimse kısa zamanda düşmanlar kazanacaktır.”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Bir hükümdar kendi ülkesini adetlere göre ve samimiyetle yönetiyorsa, hiç orada karışıklık çıkabilir mi? Peki eğer bu hükümdar ülkesini yönetirken adetlere uymuyorsa ve samimi değilse, adetlerin görünüşte kendisine ne faydası olabilir?”&lt;br /&gt;●Üstad dedi ki: “Akıl sahibi kişi doğru olandan haber alır. Ondan aşağıda olanlarsa neyin işe yaradığını haber alırlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konfüçyüsün en çok akılda kalan ve günümüzde kullanılan sözlerinden biri de ” Bir fakire hergün balik vereceğine ona balık tutmasını öğrettir”.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-6701242733266362586?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/6701242733266362586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=6701242733266362586' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/6701242733266362586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/6701242733266362586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/konfysn-biyografisi.html' title='Konfüçyüsün Biyografisi'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-4615756472101160451</id><published>2008-11-22T08:08:00.001-08:00</published><updated>2008-11-22T08:08:29.748-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zerrin Özerin Biyografisi'/><title type='text'>Zerrin Özerin Biyografisi</title><content type='html'>Ailedeki üçüncü ve en küçük kız çocuğu olan Zerrin Özer, 4 Kasım 1962'de Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ve babasının ayrılığı çocukluk yıllarının mutsuz geçmesinin en büyük sebebi oldu. Kendi çalışmasıyla 1975'te katıldığı TRT yarışmasında birinci olmasının verdiği heyecan ve cesaretle müziğe yoğunlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1978 - 1980 yılları arasında Türkiye'nin ünlü orkestralarından, İstanbul Gelişim Orkestrası ile caz ve dans müziği yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1979 yılında çıkardığı ilk plağı "Yalvarırım" beklenen ilgiyi görmedi. 1980'de ilk plağının hemen bir yıl ardından Orhan Gencebay imzalı şarkısı "Gönül" beklenmedik bir başarı yakaladı ve için şöhret yolunda dev bir adım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982 yılında Paris Eyfel Kulesi'nde "Binbir Gece" adı altında Türkiye'yi tanıtıcı konserler verdi. Bir yıl sonra Paris'teki Olympia'da bir resital için sahneye çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988'de "Bırak Ellerimi", ardından 1989'da "Dünya Tatlısı" albümünü çıkardı. Müzik çalışmalarına "Dünya Tatlısı" albümünün ardından iki sene ara verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvimler 1991'i gösterdiğinde "İşte Ben" albümüyle hayranlarının karşısındaydı. "İşte Ben" albümü bir çok ödüle layık görüldü. Hızlı başlayan 90'lı yıllar Özer için üzücü devam etti. Önce evliliği sona erdi ardından bir çok sağlık problemi ile karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 senesinde "Bir Zerrin Özer Arşivi" adlı toplama bir albüm çıkardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-4615756472101160451?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/4615756472101160451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=4615756472101160451' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/4615756472101160451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/4615756472101160451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/zerrin-zerin-biyografisi.html' title='Zerrin Özerin Biyografisi'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-8723349646778177483</id><published>2008-11-22T08:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-22T08:07:17.077-08:00</updated><title type='text'>Recai Kutanın Biyografisi</title><content type='html'>Recai Kutan, 1930 yılında Malatya'da doğdu. 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden inşaat yüksek mühendisi olarak mezun oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1952-1969 yılları arasında Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nde Bölge Müdürlüğü ve Genel Müdür Muavinliği görevlerinde bulunan Kutan, bu tarihlerde Türkiye'nin en büyük projesi olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Etüd ve Planlama çalışmalarını yönetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutan, 1969-1977 yılları arasında Tümaş Türk Mühendislik ve Müşavirlik A.Ş. Genel Müdürlüğü görevinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1973 yılında Milli Selamet Partisi'nden (MSP) siyasete atılan Recai Kutan, bir süre MSP'de Genel Başkan Yardımcılığı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1977 Genel Seçimlerinde 5. Dönem Malatya Milletvekili olarak MSP'den parlamentoya giren Kutan, AP Genel Başkanı Süleyman Demirel tarafından 1977'de kurulan 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti'nde (AP-MSP-MHP Koalisyonu) İmar ve İskan Bakanlığı görevinde bulundu. (41. Hükümet - 5. Demirel Hükümeti - 21.7.1977-5.1.1978)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1983 tarihinden sonra Refah Partisi'nde (RP) görev alan Kutan, 1995 Genel Seçimlerinde 20. Dönem Refah Partisi Malatya Milletvekili olarak tekrar parlamentoya girdi. Recai Kutan, 1996'da RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın kurduğu RP-DYP (Doğru Yol Partisi) koalisyon hükümetinde, (54. Hükümet - 28.6.1996-30.6.1997) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refah Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından arkadaşları ile birlikte Fazilet Partisi'ne giren Kutan, 17 Mayıs 1988'de Kurucular Kurulu'nun kararı ile Fazilet Partisi (FP) Genel Başkanlığı'na getirildi. Recai Kutan, 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan FP 1. Olağan Kongresi'nde tekrar genel başkanlığa seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizce bilen Recai Kutan, evli ve 3 çocuk babası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-8723349646778177483?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/8723349646778177483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=8723349646778177483' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/8723349646778177483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/8723349646778177483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/recai-kutann-biyografisi.html' title='Recai Kutanın Biyografisi'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-5563712106570674759</id><published>2008-11-21T05:23:00.001-08:00</published><updated>2008-11-21T05:23:37.246-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cem karaca'/><title type='text'>Cem Karaca Biyografisi</title><content type='html'>Muhtar Cem Karaca 5 Nisan 1945′de İstanbul’da dünyaya geldi. Tiyatrocu bir ailenin tek çocuğuydu ve sanatçı bir ailenin çocuğu olmak onun sanatla içiçe büyümesini sağladı. Ortaöğretimini Robert Koleji’nde yapan Cem Karaca’nın müzikle tanışması oldukça ilginçtir. Ergenlik çağındayken hoşlandığı kızı etkilemek amacıyla şarkı söylemeye başlamış ve bu başlangıcın arkasından devam eden olaylar sonucu kendisini müzik piyasasının içinde bulmuştur.Cem Karaca’nın sesinin keşfedilmesi ise annesi Toto Karaca tarafından olmuştur. İlk dönemlerde Jaguarlar, Dinamitler gibi gruplarla amatörce çalışmalar yapan Cem Karaca bu dönemlerde henüz Anadolu müziğiyle tanışmamış batının Rock’n'Roll müziğine gönül vermiş bir şekilde o dönemin popüler parçalarını söylemekteydi. O dönemlerde Cem Karaca’nın en büyük destekçilerinden biri de İlham Gencer’di ve onun orkestrasında müzikal deneyimini o dönemlerde oldukça ilerletmişti. Bu dönemlerde müziğin yanında tiyatro ile de ilgileniyordu Cem Karaca ve çeşitli oyunlarda da görev aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu insanıyla tanışma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Karaca’nın Anadolu müziği ile ciddi anlamda ilk tanışması ise askerliği esnasında oldu. Askerliği sırasında Anadolu’yu daha yakından tanımasının yanısıra birgün orada askerliğini yapan birisinin saz çalışı sonucu daha önce son derece ilkel ve sıkıcı bulduğu bu müziğin aslında onun o anki gerçek duygularını yansıttığını ve hiçbir batı müziğinin o sazın içerdiği duyguları içeremeyeceğini anladı. Cem Karaca’nın profesyonel olarak ilk müzikal deneyimi ise Apaşlar grubu ile 1967 yılında Hürriyet’in düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasında Emrah isimli parçalarıyla aldığı ikincilikle oldu. Aldıkları bu dereceden sonra Apaşlar grubu müzikal çalışmalarına dört elle sarıldı ve daha önceki tutkuları olan batı beat müziği ile yeni tutkuları doğu müziğini sentezleyip Anadolu-Beat tarzında çalışmalara giriştiler. Bir süre sonra arkalarına Ferdy Klein orkestrasını da alarak müzikal altyapılarını iyice güçlendiren Cem Karaca ve Apaşlar grubu Ferdy Klein orkestrası eşliğinde de bir süre yollarına devam ettiler. Bu beraberlik 1969′un sonlarına kadar sürdü ve ortaya çıkan sağlam ve başarılı eserlere rağmen grupta gitarist Mehmet Soyarslan ve Cem Karaca arasında doğan bazı politik anlaşmazlıklar sonucu Cem Karaca ve Apaşlar grubu dağıldı. Bu grubun dağılmasından sonra Cem Karaca kafasındaki gerçek anlamda sol söylemde ve doğulu kimliğiyle Rock müzik yapma düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Apaşlar’ın basçısı Seyhan Karabay’ı da yanına alarak, yeni bir grup kurmak amacıyla genç ve yetenekli bir gitarist olan Ünol Büyükgönenç’i ziyarete gitti ve görüşme olumlu sonuçlanınca bu üçlü Cem Karaca-KARDAŞLAR grubunu kurma girişimlerinde bulundu ve hep beraber müzisyen arayışına girdiler. Birkaç başarısız kombinasyondan sonra vokalde Cem Karaca gitarlarda Ünol Büyükgönenç bas ve ıklığ’da Seyhan Karabay ve davulda Hüseyin Sultanoğlu tarafından kardaşların ilk gerçek kadrosu kurulmuş oldu.Fakat ilk baştaki maddi sıkıntılar nedeniyle Cem Karaca, Almanya’ya biraz para kazanıp gruba adam gibi ekipmanlar alabilmek için Ferdy Klein orkestrası eşliğinde çalışmalar yapmaya gitti. Almanya’dan dönüşte Karaca’nın Almanya’dan getirdiği yeni gitarist Alex Wiska’yı da yanlarına alarak tam gaz çalışmalara başladılar ve Cem Karaca-KARDAŞLAR’ın çıkış 45′liği olan Dadaloğlu’nu yayınladılar. Bu 45′liğin listelerde iyi bir sıraya yerleşmesinden sonra çok sağlam 45′lik çalışmalarına devam eden Kardaşlar bir dönem Alex Wiska gruptan ayrıldıktan sonra Fehiman Uğurdemir’le son kadrolarını oluşturup bir süre daha çalışmalarına devam ettiler. Dışarıda grubun durumu oldukça iyi gözükmesine rağmen Cem Karaca ve Seyhan Karabay arasındaki tartışmalar Cem Karaca Kardaşlar’ın dağılmasına sebep oldu. Grup Hüseyin Sultanoğlu yerine başka bir davulcu bulduktan sonra gerçekten Türk müzik piyasası ilginç bir değiş tokuşa sahne oldu. Cem Karaca, Kardaşlar grubundan ayrılıp Anadolu Pop’un güçlü sesi Moğollar’la birleşirken Kardaşlar’da o dönemliğine konserlerde solistlik yapmak için Moğollar’la anlaşmış Ersen Dinleten’i gruplarına dahil ettiler. Cem Karaca Moğollar’la Anadolu Rock tarzında çalışmalarına Kardaşlar sound’undan çok daha farklı olsa da devam ettiler. Moğollar’ın Cahit Berkay’ın Fransa’ya gitmesi üzerine dağılmasıyla, Cem Karaca yeniden bir grup kurma arayışına girişti ve müzikal kariyerinin en önemli ve olgun dönemlerinden birini yaşayacağı grup olan Cem Karaca-DERVİŞAN kuruldu. Cem Karaca bu grubu kurarken esas amacı Kardaşlar ve Moğollar’daki Anadolu Rock tarzına devam etmekti fakat gruba yeni giren basçı Oğuz Durukan ve Klavyeci Uğur Dikmen’in uzun süre İsveç’te Asia Minor Mission isimli grupla beraber yaptıkları müzikten ötürü batı progressive rock müziği konusunda deneyimli fakat Anadolu- Rock konusunda deneyimsiz olmaları bu grubun soundunun batıya kaymasına sebep oldu. Cem Karaca bu grubu Ünol Büyükgönenç ile birlikte kurmuştu fakat daha bir 45′lik yapımına bile girişmeden grupla verilen birkaç konser sonrası grubun kuruluş ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle Ünol Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Dervişan grubu müzik yaptığı sürece gerçek anlamda birçok kadro değişikliğine uğramış bir gruptu. Bu grubun kilit isimleri ise Cem Karaca ve Uğur Dikmen’di. Cem Karaca’nın Kardaşlar ve Moğollar’da politik rock müziği çalışmalarına (Kardaşlar-Oy Gülüm Oy, Moğollar-İhtarname) yer vermiş olduğu görülse de ciddi anlamda sol söyleme geçtiği ve sanat toplum içindir düşüncesini gerçek anlamda benimsemiş olduğu esas grup Dervişan’dır. Dervişan politik-rock yapmanın yanısıra İngiltere’de King Crimson,Yes,Emerson Lake&amp;Palmer gibi grupların öncülük ettiği progressive rock müziğinin Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan gibi ustalar sayesinde Türkiye ile tanışmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye’de bu tarz çalışmalar zaten olmuyor değildi(Barış Manço’nun 2023 albümü gibi) fakat Dervişan gerçekten “Zamanında acaba Türkiye’de progressive rock yapıldı mı?” sorularının hepsini safdışı edebilecek nitelikte bir grup olarak Türk Rock tarihinde derin izler bırakmıştır. Cem Karaca toplama olmayan ilk LP’sini yine bu grupla çıkarmıştır.”Yoksulluk Kader Olamaz” adındaki bu LP adından da anlaşılacağı gibi sol söylemde bir albümdür. Bu albümün kadrosu son ve en uzun sürmüş Dervişan kadrosudur. Basta-Hami Barutçu, davulda-Sefa Ulaştır, gitarda-Taner Öngür, klavyede-Uğur Dikmen ve vokalde-Cem Karaca… Dervişan’ın dağılmasından sonra ise Cem Karaca 70′lerdeki son grubu olan Edirdahan’ı kurmuş ve bu grupla Safinaz isminde bir Long Play yapmıştır. Bu Long Play, Barış Manço-Kurtalan Ekspresi’nin 1975 yılı albümleri 2023 ile birlikte Türkiye’nin sayılı senfonik rock albümlerindendir.. Edirdahan’dan sonra uzun bir süre Almanya’da yaşayan Cem Karaca yurda döndüğü zaman solo olarak müzik çalışmalarına devam etmiştir. Sanatçının en son albümü, Nisan-1999′un başlarında piyasaya sürülmüş olan “Bindik Bir Alamete Gedeyoz Kıyamete” isimli albümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçı Cem Karaca, solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle 8 Şubat 2004 günü 59 yaşında hayatını kaybetti. Karaca, Üsküdar Seyit Ahmet Yesevi Camii’nde kılınan namazın ardından Karaca Ahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında yazılanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Bir Cem Karaca Kitabı&lt;br /&gt;Gökhan Aya&lt;br /&gt;Ada Müzik Kitapları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sevinçlerimiz bile artık mekanik Sevgisiz, saygısız, otomatik Bu şarkı kimilerine çok geç artık Bu şarkı kirlenmiş bir çığlık!”&lt;br /&gt;x&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya’daki eşi Savrun Barı, Cem Karaca’yı anlattı Cem Karaca ‘Kürdistan haritası’nı indirttiği için 5 yıl ambargo yedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.YAŞAR DURUKAN&lt;br /&gt;Zaman 15 Nisan 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül darbesinin ardından vatandaşlıktan çıkarılan Cem Karaca’nın yeniden yurda dönmesine 27 Mayıs 1960 İhtilali mağdurlarından Adnan Menderes’in doktoru Sedat Barı’nın ailesi vesile olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaca, Sedat Barı’nın Alman devlet televizyonunda spikerlik yapan kızı Savrun ile birlikteyken ağabeyi Mehmet, sürgün sanatçının durumunu lise arkadaşı Mesut Yılmaz’a iletmiş. Mesut Yılmaz da Başbakan Turgut Özal’a anlatınca Almanya’daki o meşhur görüşme gerçekleşmiş. Malum, Karaca yurda dönünce solcu arkadaşları tarafından ‘dönek’ ilan edildi. Fakat Savrun Barı, Karaca’ya karşı alınan bu tavrın kökeninde Özal’ın elini öpmesinin değil bir konserde asılan sözde Kürdistan haritasını indirtmesi olayının yattığını iddia ediyor. Barı, solcularla kırılma noktası olarak gördüğü bu olayı şöyle anlatıyor: “Köln. Sene 1983. F…F’nin konserlerinden biriydi. Bütün konserleri F…F organize ediyordu zaten. Her konserde o harita vardı. Türkiye’den gelen birçok sanatçı Kürdistan haritası önünde şarkı söylüyordu. Sıra Cem’e geldiğinde ‘O harita inecek, inerse ben sahne alırım. O haritanın önünde şarkı söylemem.’ dedi. Hır gür çıktı; ama sonunda yetkililer haritayı indirdi. Cem de sahneye çıkıp şarkısını söyledi. Harita indirildiği için korkunç mutlu olmuştu.” Ancak bu olaydan sonra Karaca bir daha konserlere davet edilmemiş ve kendisine beş yıl ambargo uygulanmış. Karaca’nın geçtiğimiz hafta kutlanan 62. doğum günü vesilesiyle Savrun Barı ile sürgün yıllarını konuştuk. Türkiye’de bir gazetenin “Ahmet Kaya’nın, PKK gecesinde Apo’lu Kürdistan haritası önünde konser verdiği ortaya çıktı.” şeklindeki haberi gündeme bomba gibi düşmüştü. Habere Ahmet Kaya’nın Kürdistan haritası önünde şarkı söylerken görünen bir fotoğrafı konulmuştu ve fotoğrafın 1993 Almanya Berlin’de verilen bir konserde çekildiği yazılıydı. Sanatçının eşi Gülten Kaya, bir süre önce Nokta dergisinde yer alan röportajında 1993 yılında Ahmet Kaya’nın hiç yurtdışına çıkmadığını ve böyle bir konserin olmadığını söylüyordu. Kaya, fotoğrafın fotomontaj olduğunu, zaten bu sayede beraat ettiklerinin altını çiziyordu. Bu röportaj harita davasına da bir anlamda son noktayı koyuyordu. Ahmet Kaya’nın 1993 yılında orada, o harita önünde o konseri vermemiş olması, Almanya’da geçmişte benzer görüntülerin yaşandığı gerçeğini değiştirmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer asıl harita krizi 1983 yılında yine Almanya’da bir konserde yaşanmış. Konserde sahneye asılan Kürdistan haritası, o yıllarda Türk vatandaşlığından çıkarıldığı için sürgün hayatı yaşayan Cem Karaca tarafından indirtilmiş. Cem Karaca’nın Almanya yıllarındaki eşi Savrun Barı, olaylı konseri şöyle anlatıyor: “Köln. Sene 1983. F…F’in konserlerinden biriydi. Bütün konserleri F…F organize ediyordu zaten. Her F…F konserinde o harita vardı. Sahne alan sanatçılar Kürdistan haritası önünde şarkı söylüyorlardı. Sıra Cem’e gelince, “O harita inecek, inerse ancak ben sahne alırım. O haritanın önünde ben şarkı söylemem.” dedi. Hır gür çıktı ama yetkililer haritayı indirdi; Cem de sahneye çıkıp şarkısını söyledi. O gün havalara uçtuk harita indirildiği için korkunç mutluyduk. Bundan sonraki konserlere Cem Karaca çağrılmadı. O da iki tane Almanca müzikal yaptı. Şarkılarını yıllarca kendi dilinde bile okuyamadı. Ancak Türkiye’den Almanya’ya giden birçok sanatçı o haritanın önünde konserler verdi…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesut Yılmaz aracı oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savrun Barı’nın ‘bu olayı onlar da bilir’ dediği Cem Karaca’nın dava arkadaşlarını aradık; ancak cevap veren olmadı. Kimse bu konu hakkında konuşmak istemedi. Savrun Barı, Türkiye’deki sol camianın Cem Karaca’nın arkasında durmamasını harita olayına bağlıyor. Haritanın indirildiği konserin sanatçı için bir dönüm noktası olduğunu anlatan Barı, “O haritalar 1980’li yıllarda Almanya’da sahnelerdeydi. Kürdistan yazılıydı Türkiye’nin yarısında. Cem o haritayı indirdiği için o camia tarafından itilmiştir. Özal’ın, Semra’nın elini öptüğü için değil…” diyor. Barı, eski solcuların hedef tahtası haline gelen Cem Karaca’nın Yarım Porsiyon Aydınlık adlı şarkısıyla arı kovanına çomak soktuğunu söylüyor. Karaca, aydınların eleştirileri üzerine yazdığı şarkıda ‘hiçbir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz’ diyerek kırgınlığını dile getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Adnan Menderes’in doktoru Sedat Barı’nın kızı olan Savrun Barı, Karaca’nın Türkiye’ye dönüş serüveninin de yakın tanıklarından. O süreci yine Barı’dan dinliyoruz: “Ağabeyim rahmetli Mehmet Barı, Mesut Yılmaz’la aynı liseden (Avusturya Lisesi) mezun. Cem’e dedi ki: ‘Mesut Bey’le konuşmamı Özal’la karşılaşmayı ister misin?’ Cem ‘Tabii ki’ deyince Mesut Yılmaz üzerinden Özal’a haber verildi. Özal, Almanya’ya geleceği sırada Cem’e söylendi ve ilk görüşme böyle sağlandı. Görüşmeden sonra Özallar’ın dünyalar tatlısı olduğunu söyledi. Basın ‘el öptü…’ olayına girince gelmesi bir sene aksadı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Karaca Türkiye’ye dönünce vatandaşlığını geri kazanması amacıyla açılacak davalar için astronomik rakamlar dönmüş. Barı, ailesinin Adalet Partisi (AP) geçmişinden dolayı ünlü avukat Orhan Apaydın’ı önermiş. Apaydın, Başbakan Adnan Menderes’in Yassıada’da yargılandığı davalarda savunma avukatlığı yapmış, o tarihten günümüze kadar tüm askerî darbelere karşı çıkmış, darbe mağdurlarının savunmanlığını üstlenmişti. Apaydın’ın talep ettiği rakam astronomik bulununca vazgeçilmiş. Bu sefer Mehmet Barı ve Hıncal Uluç aracılığıyla Av. Turgut Kazan’a teklif edilmiş. O da hatırı sayılır bir rakam karşılığında bu davaya girmiş. y.durukan@zaman.com.tr&lt;br /&gt;x&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenazedeki tekbirler, kasetteki ezan sesine teşekkür gibiydi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988 yılında pop dünyasında bir sanatçının kasetine ezanı koyması bir rüyaydı. Kirvem’de önce bir ezan sesi duyuluyor, arkasından Cem geliyor. Albümün kaset olarak yayınlanan ilk baskılarında rastlayacağımız bu ezan sesi CD baskılarından çıkartılır; ama bilenlerin kulağında hep özel bir yerdedir. Rahmetli kabrine Allahuekber’lerle uğurlandı. O tekbirler, salavatlar sanki o kasetteki ezan sesine teşekkür gibi oldu. Zaten Cem sadece din konusunda sınıfta kalmadı. Ben ilk başlarda Nietzsche’den etkilenmiş isyankâr bir kızdım. O Allah’ı olan bir adamdı. Hiç unutmam bir keresinde ne yaptıysam artık cam kenarına geçmiş, iki elini açmış; “Allah’ım bu kız böyle demek istemiyor n’olur onu affet.” diyordu. Allah’a karşı benim tercümanlığımı yapıyordu. Rengi gitmişti yakarırken… En büyük hayallerinden biri ‘salavat’ı meşhur Don Kazakları Korosu’na çaldırmaktı. Nurlar içinde yatsın. Aynı zamanda iyi bir komünistti Cem. En saygıdeğer komünistti. Bazı komünistlerle karşılaşmak bile istemedim yazdıklarıyla aklımda kalsınlar istedim. O Türkiye’ye dönünce Nâzım Hikmet’in cenazesini ülkeye getirmek istiyordu. Türkiye’ye geldiğimizde kuşatılacağımızı nereden bilebilirdik. Mavi Gözlü Dev filminde Cem’in şarkısını kullanmamış olmamaları içimi burktu. Nâzım Hikmet Vakfı da ayıp ediyor. Cem’den daha iyi yorumlayan çıktı mı Nâzım’ı? Cem’in kadınlardan yana da şansı yoktu. Hiçbirimiz layık olamadık ona. Fakat tek suçlu alkoldür. Cem Karaca gibi bir dev kendini alkolle gömmüştür. İçmediği dönemde Almanya’da iki müzikal birden yapmıştı. Benimle yaşamaya başladıktan sonra alkolü elinin tersiyle kenara itti. Türkiye’ye geldikten sonra yeniden başladı. Burada kendimi suçlu hissediyorum…as&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-5563712106570674759?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/5563712106570674759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=5563712106570674759' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/5563712106570674759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/5563712106570674759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/cem-karaca-biyografisi.html' title='Cem Karaca Biyografisi'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4300556392200333891.post-652988155278271582</id><published>2008-11-21T05:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-21T05:11:08.682-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deniz Seki Biyografisi'/><title type='text'>Deniz Seki Biyografisi</title><content type='html'>Kişisel Bilgiler : İlkokulu Maçka´da, orta ve lise eğitimini Çamlıca Kız Lisesi´nde yatılı olarak okudu. Güzelliğe ve süse oldukça düşkün olan Seki, makyaj ve cilt bakımı üzerine eğitim aldı. Bir yıl güzellik uzmanı olarak çalıştı.&lt;br /&gt;Kariyeri : 1989 yılında TRT İstanbul Televizyonu´nda sunuculuk yaptı. 1990 yılında Melih Kibar´la tanıştı. Ardından reklam jingleları derken şarkıcılığa ilk adımını atmış oldu.Kenan Doğulu, Emel, Ege, Zuhal Olcay, Ferda Anıl Yarkın ve Yaşar´a vokalistlik yaptı. 1995 yılında Pop Show Yarışması´nda kazandığı birincilik ona ilk albümü yapması için bir fırsat sağladı. 1997 yılının Haziran ayında ilk albümü ‘Hiç Kimse Değilim’ yayınlandı. Bu albümün ilk çıkış parçası, söz ve müziği Sezen Aksu´ya ait olan ‘Ahmet’ idi ve oldukça tutuldu. Deniz Seki, 2000 yılının başlarında ikinci albümü olan ‘Anlattım’ ı çıkardı. Seki, bu albümdeki tüm söz ve bestelere imza attı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4300556392200333891-652988155278271582?l=ozgecmisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/feeds/652988155278271582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4300556392200333891&amp;postID=652988155278271582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/652988155278271582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4300556392200333891/posts/default/652988155278271582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozgecmisi.blogspot.com/2008/11/deniz-seki-biyografisi.html' title='Deniz Seki Biyografisi'/><author><name>WvaKKaS</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10035871321459036903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_O1kAn1xq9_I/SS1BqV-M0zI/AAAAAAAAAGI/WufA_XXxGOs/S220/logo.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
